Merhaba…
Önce “ben kimim?” dedik. Sonra duyduğumuz veya duymak zorunda kaldığımız o ses geldi: “Diğerleri ne der?”
Şimdi sıra geldi o görünmez ama çok güçlü sahneye: Toplumun bizi koyduğu yer.
Yani, sosyal kimlik.

Belki daha önce bu terimi hiç duymadın, ya da sadece bir psikoloji dersi slaytında denk geldin. Ama emin ol, bu kavram senin hayatında görmediğin kadar etkili.
Çünkü sosyal kimlik; senin değil, başkalarının seni nasıl sınıflandırdığı ve senin bu sınıflandırmayı nasıl içselleştirdiğindir.
Cinsiyetin.
Yaşın.
Mesleğin.
Doğduğun şehir.
İnancın.
Giyimin.
Kullandığın kelimeler…
Ve daha nicesi.
Bunlar senin “etiketlerin.”
Toplumun seni anlaması, tanıması için kullandığı kısa yollar.
Ama bir sorun var:
Bu kısa yollar, bazen seni yolda bırakıyor.
Düşünsene…
Sırf kadın olduğun için “duygusal” kabul ediliyorsun.
Ya da genç olduğun için “tecrübesiz.”
Bir memlekette doğduğun için “şöylesindir” deniliyor.
Bazen sadece gülümsediğin için “her şey yolunda” sanıyorlar.
Ya da içinde fırtınalar koparken, dışarıya yansıtmadığın için duygusuz …
Ve sen, zamanla bu etiketleri taşıya taşıya, kendine ait olmayan bir hayatı benimsemeye başlıyorsun.
Sosyal kimlik işte tam burada başlıyor.
Toplum sana bir rol veriyor.
Sen o rolü oynamaya çalışıyorsun.
Ama sahne sana ait değilse, ne kadar alkış alsan da eksik hissediyorsun.
“Gece gündüz seni başkası yapmaya çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek, bir insanın verebileceği en zorlu savaştır.”
– E. E. Cummings
Burada sana şunu söylemek istiyorum:
Kendini başkalarının seni gördüğü yerden değil, senin kendini hissettiğin yerden tanımla.
Kimliğin sadece ait olduğun gruplardan, etiketlerden ibaret değil.
Senin hislerin, değerlerin, seçimlerin… Bunlar asıl seni sen yapan şeyler.
Yani o sosyal sahnede herkes gibi olmak zorunda değilsin.
Kimi zaman senaryoyu bozmak, yeni bir karakter yazmak, hatta bazen sahneden inmek gerekir.
Çünkü sen, sadece topluma ait değil; kendine aitsin.
Bir sonraki yazıda, bu sahnede biraz daha aşağıya iniyoruz:
Roller.
Yani bize biçilen “iyi evlat”, “başarılı öğrenci”, “fedakâr sevgili” gibi kimliklerin arkasında ne var?
Ne zaman biz oluyoruz, ne zaman sadece bir rolü oynuyoruz?
Orada buluşalım mı?
O zamana kadar bir soruyla seni bırakayım:
Bugün seni sen yapan şey, gerçekten senin mi? Yoksa başkalarının sana verdiği bir rol mü?
Yorum bırakın