Kendine Kurduğun En Vefalı Esaret

Merhaba…

Bu yazıyı açtığına göre bir şeyin yankısını duydun belki içinde.
Belki bastırdığın bir cümlenin, belki içinden geçen ama kelimeye dökülmemiş bir hissin…
Hoş geldin.
Bugün içimize biraz daha yaklaşacağız.

Bir önceki yazımızda “roller”i konuşmuştuk hatırlıyor musun?
Toplumun, ailenin, çevrenin bize biçtiği o görünmez kostümleri…
“Güçlü ol,”
“Ses çıkarma,”
“İdare et,”
“Yut… Sus… Görmezden gel.”
İşte tüm bu rollerin en sessiz sonucu, duygularımızı bastırmak oluyor.

Ama önce şunu sormak gerek:
Bir duyguyu bastırmak ne demektir?

Basit gibi görünür: Hissettiğini göstermezsin, konuşmazsın, hatta hissettiğini kendine bile itiraf etmezsin.
Ama işte mesele burada başlar.
Çünkü bastırılan hiçbir duygu yok olmaz.
Sadece şekil değiştirir. İçinizden nasıl şekil değiştiriyor dediğinizi duyar gibiyim. O zaman biraz gündelik hayattan örnek verelim en iyisi.

“Ben İyiyim” Yalanı. Belki sana da tanıdık gelmeye başladı şuan.
Gülümserken aslında kırgınsındır.
“Problem yok” dersin ama içinde bir şey kabarır.
“Ben alıştım” dersin, ama gece yatağa uzandığında gözlerin doluyordur.

Toplum olarak duyguları bastırmayı bir “olgunluk göstergesi” sandık.
“Dayanıklı ol,”
“Her şeyin üstesinden gel,”
“Ağlama, zayıflık bu.”
Bu cümleler kulağına ne kadar tanıdık geliyor?
Çocukken seni susturan, ergenken içine çeken, yetişkinken duvar gibi yapan cümleler bunlar.

Ama bastırmak, bir duyguyu yok eder mi? Etmez.
Onu içeri hapseder.
Ve içeride kalınca ne olur biliyor musun?

Bastırılan öfke bazen mide ağrısı olur.
Bastırılan korku, karar verememeye dönüşür.
Bastırılan hayal kırıklığı, insanlara olan güvenini kemirir.
Bastırılan üzüntü, sebepsiz ağlamalara neden olur
Bastırılan ihtiyaçlar, “kendini tanıyamama ve yalnızlık” hissine dönüşür.
Ve en kötüsü, bastırılan tüm duygular sayesinde yalnızlığa alışmaya başlamaktır

“Yalnızlıktan korkma, ona alışmaktan kork. Çünkü alışkanlık, en vefalı esarettir.”

Bir noktadan sonra insan ne hissettiğini bile ayırt edemez olur.
Bir bakmışsın ki hep yorgunsun. Zihnin hep dolu. Durduramadığın bir kafan var. Yatarken bile uykunun önüne geçiyor dahi olabilir.
Hep huzursuz…
Ama nedenini bilmiyorsun.
Çünkü her şeyi yıllarca içeri doğru bastırmışsın.
O duygular artık sana “dilinden” değil, bedeninden konuşmaya kalbinden konuşmaya başlamış.

“Dile getirilmeyen duygular asla ölmez. Sadece diri diri gömülür ve sonradan daha çirkin yollarla ortaya çıkarlar.”
– Carl Jung

Oysa ki duygular kötü değildir. Bize hep şöyle öğretildi: “Negatif duygular zararlıdır.”
Ama bu çok büyük bir yanılgı.

Öfke, sana bir şeyin sınırlarını aştığını söyler.
Üzüntü, seni yavaşlatıp içini anlaman için oradadır.
Korku, seni korumaya çalışır.
Kıskançlık, bir ihtiyacının görünmediğini anlatır.
Yani duygular aslında bizim iç rehberimizdir.
Ama bastırıldıklarında bu rehberlik kaybolur.
Yerini karışıklık, kafa sesi, stres, huzursuzluk alır.

Bastırmaktan Kabul Etmeye
Şimdi senden bir şey isteyeceğim.

Bugün sadece 5 dakikalığına kendinle baş başa kal.
Hiçbir şey düşünmeye çalışma.
Sadece içine bak.
Bir duygunun ucundan tut.
Belki yıllardır orada sessizce duran bir his var.
Bunu fark etmen bile büyük bir adım.

Ve kendine şu cümleyi söyle:
“Bu duyguyu hissetmem normal.
Bu duygu bana ait.
Ama ben onun kölesi değilim.”

Çünkü duygular düşman değil, sadece bir şey anlatmaya çalışıyorlar.

Devam Etmeden Önce…
Bu yazıyla birlikte bir şeyi fark ettiysen; yıllardır içini bastırmakla değil, sadece anlamaya çalışmakla bile çok şey değişebilir.

Ve işte şimdi, sıradaki adım şu olacak: Davranışlarımız.
Bastırılan duygular nasıl davranışlara dönüşür?
İçimizde olan ama bilinçli sandığımız hareketlerin arkasında ne vardır?

Bir sonraki yazıda tam buradan devam edeceğiz.
Ama bu yazının sonunda sana tekrar hatırlatmak istiyorum:
Duygularını bastırmak seni güçlü yapmaz.
Kabul edebilmen, işte asıl orada gerçek güç başlar.

Yorum bırakın