Davranışlarımızın Görünmeyen Kaynağı

Merhaba…

Hiç kendine şöyle dediğin oldu mu:
“Bunu neden yaptım bilmiyorum…”
Ya da birine çıkıştıktan sonra, “Keşke böyle tepki vermeseydim,” dediğin?
Veya “Aslında içimden gelmiyor ama yine de yapıyorum” dediğin davranışlar var mı?
Varsa, yalnız değilsin. Çünkü aslında hepimiz, düşündüğümüzden çok daha fazla şekilde bilinç dışımızın etkisiyle hareket ediyoruz.

Geçen yazıda bastırdığımız duygulara dokunmuştuk.
İçimizde bir yerlere ittiğimiz öfkelere, korkulara, üzüntülere…
Bugün onların nasıl dışarı sızdığını konuşacağız.
Çünkü bastırdığın hiçbir şey içeride ebediyen sessiz kalmaz.

Davranış: İç Sesin Dış Giyinmiş Hali
İnsan davranışı, sadece o anki duruma verilen bir tepki değildir.
Aslında bir geçmişin yankısıdır. Sen bugün susuyorsun diye, bu “sessiz biri” olduğun anlamına gelmez. Belki de küçükken susturulduğun için böyle öğrendin.
Sen bugün herkese yardım ediyorsun diye, bu “çok iyi kalpli” olduğun anlamına gelmez. Belki de hep sevilmek için bunu yapmak zorunda kaldın.

Davranışlarımız, geçmişte bastırdıklarımızla yoğrulmuş maskelerdir bazen. Tetiklenmelerin gerçek kaynağı ne peki?
Seni bir kelime neden bu kadar öfkelendiriyor?
Biri sana “sakin ol” dediğinde neden daha çok sinirleniyorsun?
Sevildiğinde veya sevdiğinde neden şüphe ediyorsun?

Çünkü bu tepkiler çoğu zaman bugüne değil, geçmişte çözülmemiş bir ana ait. Bir ses, bir mimik, bir bakış, bilinç dışında bir anıyı canlandırıyor. Ve sen aslında bugüne değil, geçmişte yarım kalmış bir duyguna tepki veriyorsun.

İşte bu yüzden bazı davranışlarımız bize bile yabancı gelir.
Çünkü onlar bizim değil, bizi oluşturan hikâyelerin izidir.

“Bilinçdışını bilince çıkarmadığın sürece, o senin hayatını yönetir ve sen ona kader dersin.”
– Carl Jung

Bilinçli Seçim mi, Otomatik Tepki mi?
Davranışlarımızı anlamaya çalışırken sormamız gereken temel soru bu:
“Ben bunu gerçekten isteyerek mi yapıyorum, yoksa alışkanlıkla mı?”

Bazen aynı insanlara aynı şekilde kırılıyoruz. Aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz. Çünkü o davranış kalıplarını bilinçsizce sürdürüyoruz.
Ve ne yazık ki bu tekrarlar, değişmedikçe kendini “kader” gibi gösteriyor. Ama güzel haber şu. Fark etmek, değiştirebilmenin ilk adımıdır.

Bir davranışı neden yaptığını fark ettiğinde artık o seni yönetemez.
Artık “seçebilirsin.” Ancak bu iş tabi ki de bu kadar kolay değil. Bazen seçim yaptığını söyleyerek kendini kandırır insan. Bazen de seçim yapabilecek kadar bile kendinde değildir.
Ama her şeye rağmen seçim, gerçek özgürlük demektir.

Küçük bir egzersiz yapmaya ne dersin?
Bugün ya da bu hafta seni en çok etkileyen bir davranışını seç.
Kendine şunu sor:
– Bunu neden yaptım?
– Bu tepkiyi bana kim öğretti?
– Bu davranış benim ihtiyacımı karşıladı mı?
– Gerçekten ben miydim?

Cevaplar kolay gelmeyecek belki.
Ama her sorduğun soruda içindeki düğümler biraz daha gevşeyecek.
Çünkü her fark ediş, kendine attığın bir ışıktır.

“Her anlamsız tepki, geçmişten bir elin oynattığı bir gölge oyunudur. Sen sahnede sadece gölgeyi görürsün; ipleri tutan eli değil.”

Sıradaki Durak: Savunma Mekanizmaları
Davranışlarımızı fark ettik.
Ama bazılarını değiştirmekte neden bu kadar zorlanıyoruz?
Neden bazı gerçeklerle yüzleşmemek için içsel oyunlar oynuyoruz?
İşte bir sonraki yazıda bu içsel oyunları konuşacağız:

Yani, psikolojinin seni senden korumaya çalışırken aslında seni kendinden uzaklaştırdığı yollar…
Bazen delilercesine inkâr, bazen yansıtma, bazen sahte bir gülümseme ile yapılan mizah…
Yaptığımız şeyin doğruluğundan kendimiz bile şüphe e
Hepsi bizim koruma kalkanlarımız.

Hazırsan, bu görünmeyen zırhları birlikte çıkaracağız.
Ve belki de ilk kez, kendimizi çıplak ve gerçek haliyle göreceğiz..

Orada buluşalım.

Ve unutma:
Her davranış bir mesaj taşır.
Yeter ki o mesajı okumaya cesaretin olsun.

Yorum bırakın