Merhaba.
Bazen sadece oturursun.
Ne telefon, ne müzik, ne dış sesler…
Sadece sen ve düşüncelerin.


İşte tam da o an,
kaçtığın her şey tek tek çıkmaya başlar.
“Ben aslında neden böyle davrandım?”
“Bu olay beni neden bu kadar sarstı?”
“Acaba söylenenler doğru mu?”
“Neden kaçıyorum, neyden kaçıyorum?”
“Gerçekten mutlu muyum, yoksa öyleymiş gibi mi yapıyorum?”
İşte yüzleşme tam burada başlar. Ve evet… Bu, kolay bir şey değildir.
Bazen günlerce, bazen haftalarca süren bi süreç olabiliyor.
Rastgele bir manzarada, boş bir duvarda ya da yatarken baktığımız tavanda bulabiliyoruz kendimizle verdiğimiz mücadelenin izlerini. Dalıp nereye baktığımızı unutabiliyoruz. Karşımıza değil içimize bakar oluyoruz.
Ta ki biri farkedip ne oldu diye sorana kadar. Ancak onuda dalmışım ya, yorgunum , uykusuzum gibi geçiştiriciler kullanarak atlatıyoruz.
Ama gerçek bir dönüşüm istiyorsan, başlaman gereken tek yer burasıdır: Kendin.
Gerçekle Yüzleşmek, Konfor Alanından Çıkmaktır. Bazen bir alışkanlığını sorgulamak, bazen bir ilişkinin iç yüzüne dürüstçe bakmak, bazen de yıllardır kaçtığın bir duyguyu kabul etmektir yüzleşmek.
Ama neden zordur biliyor musun?
Çünkü kendini kandırmak, geçici olarak daha kolaydır.
Gerçekle yüzleşmekse, gözlerini kısıp aynaya bakmak gibidir.
Her çizgi, her iz, her çatlak görünür olur. Ve artık bahanen kalmaz.
“Karanlık yanlarınla yüzleşmek, onları yok etmek değildir. Onları eve geri çağırmaktır. Çünkü hiçbir insan, yarısını sürgünde bırakarak bütün olamaz.”
Ama… Yüzleşmek Aynı Zamanda Özgürlüktür
Kendine “Ben iyi değilim” demek…
Aynada “Bu konuda hata yaptım” diyebilmek…
Sevdiğin bir kişi de olsa “Ben aslında kırıldım” diyebilmek…
Güçsüz hissedecek de olsak yardım isteyebilmek…
Hepsi birer anahtardır.
Seni kendine kapalı bir kafesten çıkarır.
Çünkü duygular bastırıldıkça yük olur.
Ama kabul edildiklerinde dönüşürler.
Öfke sevgiye,
pişmanlık farkındalığa,
üzüntü mutluluğa
korku cesarete dönüşebilir.
Ama önce o duygunun var olduğunu kabul etmelisin.
Yüzleşmek Suç Değil, Cesarettir
Toplum bazen bize şöyle öğretir:
“Hatalıysan sus.”
“Zayıflığını gösterme.”
“Ağlama.”
“Unut gitsin.”
“Sen güçlü olmalısın.”
Ama unutmak, yüzleşmek değildir.
Bastırmaksa iyileştirmez, sadece erteler.
Kendinle yüzleştiğinde, bu sana zarar vermez.
Aksine. Kendi elini tutmuş olursun.
“Tamam,” dersin “Ben buradayım. Kırıldım ama toparlayacağım.”
Nasıl Yüzleşeceğim?
Bu soruyu çok duyuyorum.
Cevabı karmaşık değil ama cesaret istiyor:
Dürüst sorular sor.
Cevaplardan kaçma.
Gerekirse yaz.
Bir olaya tepkinin gerçek sebebini ara.
Bir duyguyu neden sürekli bastırdığını fark et.
Ve her şeyden önemlisi:
Kendine kızmadan, yargılamadan yaklaş.
Kendinle konuşurken kullandığın kelimelere dikkat et.
Sert değil, şefkatli ol.
Sorgulayıcı değil, meraklı ol.
Bir Dönüm Noktası: Kendinle Barışmak
Yüzleşmek, içsel bir yargılama değildir.
Yüzleşmek, kendinle barışmanın ilk adımıdır.
Geçmişinle, kararlarınla, eksiklerinle…

Çünkü kabul etmeyi öğrenince, değiştirmeyi de öğrenirsin.
“Ben böyleyim” değil, “Ben böyleydim ama artık farkındayım” diyebilirsin.
Ve inanın…
Farkındalık, dönüşümün başladığı andır.
Son Söz: Aynada Gözlerinin İçine Bak
Şimdi senden sadece bir şey istiyorum:
Bugün, kendinle baş başa kalabileceğin birkaç dakikanı ayır.
Bir soru sor kendine:
“Ben ne yaşıyorum ama adına hâlâ cesaretle bakamıyorum?”
Cevabın belki hemen gelmez.
Ama soruyu sorman bile, seni yavaşça içsel bir iyileşmeye götürür.
Çünkü yüzleşmek, bir son değil…
Bir başlangıçtır.
Hazırsan…
Gelecek yazımızda bu yüzleşmenin bıraktığı boşlukla ne yapacağımızı konuşacağız.
Yani: “Kabullenmek: Direnmek Yerine Bırakmak”
Gerçek iyileşme o yazıda başlıyor.
Yorum bırakın