Direnmek Yerine Bırakmak

Merhaba.
Bugün sana bir şey sormak istiyorum:
Kaç kere “Bu böyle olmamalıydı” dedin?
Kaç kere “Neden ben?” dedin içinden?
Ve kaç kere… olanları değil, olması gerekenleri düşündün?

Çünkü bazen yaşadıklarımızın kendisinden çok, onlara karşı gösterdiğimiz direnç yorar bizi. Oysa kabullenmek, bir teslimiyet değil. Bir özgürlük eylemidir.

Kabullenmek Demek Vazgeçmek Değildir.
Kabullenmek demek, “Bu böyle, bir şey yapamam” demek değil.
Aksine, “Bu şu an böyle. Ve ben bununla ne yapacağımı seçebilirim” demektir. Yani kabullenmek bir pasiflik değil, aktif bir farkındalıktır.

Sen bir acıyı, bir eksikliği, bir kaybı kabullenmediğinde onunla savaşmaya devam edersin. İçinde her gün aynı savaşı yeniden başlatırsın. Ve zamanla kendinle arandaki o ince bağ kopar.

Kabul Etmek, Olanı Olduğu Gibi Görmektir
Bir şeyi kabul etmek, onu sevmek zorunda olduğun anlamına gelmez.
Sadece “bu şu anın gerçeği” diyebilme cesaretidir.

Bu, “Ben artık mutsuzum” diyebilmektir.
“Bu ilişki beni yıprattı.”
“Bu beklentiler bana fazla.”
“Ben şu an bir boşluktayım.” demektir.

Gerçeği kabul etmediğinde, kendini kandırırsın.
Ama gerçeği kabul ettiğinde, artık onunla ne yapacağını seçebilirsin.

Duyguları Serbest Bırakmak
Bastırılan her duygu, içeride kalır.
Kabul edilmeyen her düşünce, daha sert döner.
Ama onları dışarı bırakmak, yani akmalarına izin vermek…
İşte o zaman rahatlamaya başlarsın.

Ağlamak kabullenmenin bir yoludur. Sessizce oturmak da. “Evet, şu an böyle hissediyorum” diyebilmek de. Yazmak da. (Ve tam burda bir parantez açıyorum yazmak kesinlikle iyi geliyor)

Unutma:
Kendine hissetme izni vermek, kendine yaşama izni vermektir.

Kendini Kabullenmek ama Tüm Parçalarınla
En zor kabullenişlerden biri de kendini olduğu gibi kabul etmektir.
Eksiklerinle.
Geçmişinle.
Yaptıklarınla.
Yapamadıklarınla.

Çünkü sen bir süreçsin.
Ve bu süreç, kusurlarınla birlikte güzel.
Mükemmel olmak zorunda değilsin.
Ama gerçek olmak zorundasın.
Kendine dürüst olman, bu yüzden önemli.

Kabullenmek, Direnişi Bırakmaktır
Şöyle düşün:
Bir nehrin ortasında yüzüyorsun.
Ama hep ters yöne gitmeye çalışıyorsun.
Bu seni yoruyor, değil mi?

Kabullenmek, o ters yüzmeyi bırakmaktır. Suyun akışını fark etmek,
belki biraz kıyıya yanaşmak ve sonra doğru zamanda, doğru şekilde ilerlemektir.

Yani kabullenmek,
“Ben bittim” demek değil,
“Ben artık direnmiyorum” demektir.

“Garip bir paradoks ama, kendimi olduğum gibi kabul ettiğim an, değişebilmeye de başlıyorum.”
– Carl Rogers

Kabul Edilen Şey Değişmeye Başlar. Ne garip değil mi?
Bir duyguyu bastırdığında o büyür. Ama kabul ettiğinde, bir süre sonra değişir. Çünkü direnç kalktığında, iyileşme başlar.

“Ben yalnızım.”
“Ben kırıldım.”
“Ben korkuyorum.” demek zayıflık değil. Kendini anlamaya başlamak demektir.

Ve anlamaya başladığında, dönüştürmeye de başlarsın.

Bir Cümleyle Bırak: “Böyleyim ve bu da tamam.”
Bugün aynaya bak ve şunu söyle:
“Şu an olduğum hâli kabul ediyorum. Çünkü bu da benim bir parçam.”
Belki geçmişini, belki pişmanlıklarını, belki öfkeni, belki boşluğunu…

Kabul et.
Saklama.
Savaşma.
Ve bırak.

Çünkü gerçek iyileşme, kendini olduğu hâliyle kucaklamaya başladığında başlar.

Ve şimdi…
Hazırsan…
Kendimizi kabullendikten sonra dünyaya tekrar dönebiliriz.

Bir sonraki yazımızda:
“Sınırlar – Herkese Açık Olmak Zorunda Değilsin.”

Bu yazıda, hayatımızda neden “dur” demeyi bilmenin bir şefkat biçimi olduğunu konuşacağız.
İçtenlikle görüşmek üzere…

Yorum bırakın