Hep Mi Daha Fazlası ?

Merhaba.
Bugün seni biraz rahatsız edecek bir duyguyla yüzleştireceğim: Yetersizlik.
Çünkü kabul edelim, çoğumuzun içinde bir yerlerde hep şu ses var:
“Daha iyi olmalıydım.”
“Bu kadarla yetinmemeliyim.”
“Ben neden onun gibi olamıyorum?”

Yani yaptığımız her şeyi bir “ama” ile bitiriyoruz:
“Evet başardım ama daha iyisi yapılabilirdi.”
“Evet güzel söyledim ama daha etkileyici olmalıydı.”
“Evet beni seviyor ama ben neden böyle hissediyorum?”

Ve zamanla içimizde büyüyen bir şey oluyor: Asla yetememek.

Yetersizlik Duygusu Nereden Gelir?

Çocukken hep bir ölçüye göre değerlendirildik:
Notlarla, davranışlarla, başkalarının beklentileriyle.
Koşullu sevgilerle büyüdük:
“Uslu durursan severim.”
“Başarırsan takdir ederim.”
“Başkası gibi olursan örnek gösteririm.”

Ve böylece şunu öğrendik: “Olduğum halim yetmez.”

Zamanla bu cümle içselleşti. Artık kimse sana böyle demese bile,
sen kendine diyorsun. Üstelik günde belki onlarca kez. Bilinçsizce.
İçini sessizce kemiren bir şüpheyle: “Gerçekten yeterli miyim?”

Kıyaslandıkça Değil, Kıyasladıkça Azalırız

Sosyal medyada herkes harika hayatlar yaşıyor gibi görünüyor.
“Ben neden onlar gibi hissetmiyorum?”
“Ben neden onlar gibi sevilmiyorum?”
“Ben neden bu kadar motive değilim?”
“Ben neden hâlâ buradayım?”

Ama şunu bil:
Sen başkasının dışını izlerken, kendi içini kıyaslıyorsun.
Ve bu yarış, baştan kaybedilmiş bir yarış. Çünkü orada gördüğün şey gerçek değil. Ama senin hissettiklerin gerçek.

Yeterli Olmak Ne Demek?
Bu soru çok önemli: Yeterli olmak kime göre, neye göre?

Toplumun dayattığı başarı tanımı mı?
Ailenin istediği ideal çocuk mu?
Partnerinin görmek istediği “kusursuz” insan mı?

Yoksa…
Senin içinden gelen, kendi tanımın mı?

Yeterli olmak, sadece bir şeyleri “başarmak” değil.
Bazen sadece devam edebilmek bile yeterlidir.
Bazen bir sabah yorgun uyanıp, “Bugün biraz yavaşım ama hâlâ buradayım” diyebilmektir.

İçindeki eleştirmeni fark etmelisin. Sana sürekli “Bu kadar yetmez” diyen o sesi duymaya başladığında, şunu hatırla:
O ses sen değilsin.
O, öğrendiğin ses.

O ses, belki yıllar önce seni “daha iyiye teşvik etmek” için konuşuyordu.
Ama artık seni tüketiyorsa onunla mesafeni ayarlama zamanı gelmiştir.

“Perfectionism is not the path to being better, but the fear of not being good enough, disguised as a noble pursuit.” 

(Türkçesi: “Mükemmeliyetçilik, daha iyi olmanın yolu değil; asil bir arayış gibi gizlenmiş, yeterince iyi olmama korkusudur.” – Brené Brown’dan ilhamla)

Kendine bugün şunu söyleyebilirsin:
“Ben çabaladığım için değerliyim.
Mükemmel olmadığım hâlde de sevilebilirim.
Eksiklerimle birlikte tamamım.”
“Ben zaten yeterliyim.”

Bugün küçük bir şey başarsan bile kutla. Biri seni takdir etmese bile kendini takdir et. Yalnızca olduğun hâline şefkatle bak.
Ve içinden bir ses yükseldiğinde “Daha fazlası lazım!” diye,
sen ona fısılda “Şu an olduğum hâlim yeterli. Çünkü ben elimden geleni yapıyorum.”

Sıradaki Durak: Kendinle İyi Geçinmek – İç Sesinle Barışmak

Yetersizlik hissiyle yüzleştik.
Ama bu ses tamamen susmaz, biliyoruz.
O hâlde artık savaşmayı değil, barışmayı konuşalım.
Yani sıradaki yazımızda: “İç sesinle dost olabilir misin?” diyeceğiz.

Orada, eleştirmeninle nasıl barışacağından, kendine nasıl destek olacağından bahsedeceğiz. Çünkü bir insan, kendi içinde huzur kurmadan dışarıda huzuru bulamaz.

Hazırsan, orada görüşmek üzere.
Ve unutma: Sen, olduğun hâlinle değerlisin.
Sadece bunun farkına varmanı bekliyor hayat.

Yorum bırakın