Sessizliğin Psikolojisi – Neden Anlatamıyoruz?

Merhaba.
Bugün biraz içimizi kemiren bir konudan bahsedeceğim: Söyleyemediklerimizden.
Dilimizin ucuna gelip de içimize geri dönen cümlelerden ve o sessizliğin içimizde nasıl bir yankıya dönüştüğünden.

Sessizlik Her Zaman Sükût Değildir

Derler ya, “Sükût altındır.”
Ama bazı sessizlikler var ki, kalbinde taş gibi ağır.
Bazen susmak “olgunluk” değil, içine gömülmüş bir çığlık.

Hatırlasana… Kırıldın ama “boş ver” dedin.
İçinde fırtına koptu, ama yüzünde gülümsemeyle oturdun.
Birini çok sevdin, ama söylemeye cesaret edemedin.
Ya da söyledin, anlaşılmadın, belki de reddedildin.
Ve sonra öğrendin: “Susmak daha güvenli.”

İşte o an sessizlik, bir seçimden çok, bir sığınak oldu.

Neden Susuyoruz?

Psikolojide bunun pek çok nedeni var.
Kimi zaman reddedilme korkusu, kimi zaman yargılanma endişesi.
Ama en çok da şu inanç: “Benim duygularım önemli değil.”

Belki çocukken çok konuştuğunda “sus!” dendi.
Belki kırıldığında “abartma” dendi.
Belki sevincin bile fazla görüldü:
“Bunu bu kadar büyütme.”

Ve yıllar içinde içinden geçenleri saklamayı öğrendin. Çünkü saklamak, risk almaktan daha kolaydı. Ama kolay olan, her zaman sağlıklı değil. Çünkü anlatmadığın her şey, içinde büyüyerek kalıyor.

Sessizliğin Bedeli

Sanma ki sustuğun cümleler yok oluyor. Onlar sadece şekil değiştiriyor:

Söyleyemediğin öfke → içten içe kırgınlığa.
İtiraf edemediğin sevgi → bir boşluğa.
Anlatmadığın korku → gece yarısı çarpıntılarına.
Susturduğun hayal kırıklığı → bir gün patlayan öfkelere.

Ve en kötüsü:
Anlatmadıkların seni anlatmaya başlıyor. Davranışlarınla, duruşunla, suskunluğunla. Sanki içindeki biri sürekli fısıldıyor: “Benim de sesim var. Beni de duy.”

Ama Sessizlik Her Zaman Düşman Değil

Evet, bazen susmak da bir savunma mekanizması.
Doğru kişiye, doğru anda açılabilmek için.
Ama unutmaman gereken şu:
Hiç kimseye anlatmasan da, kendine anlat.

Bir deftere yaz.
Kendi kendine yüksek sesle söyle.
Hatta sadece aynaya bakıp fısılda.
Ama bırak o duygu içeride sıkışmasın.
Çünkü sıkışan her duygu,
zamanla seni sıkıştırır.

Biraz Daha Bizden…

Belki o gün mesaj atmak istedin, ama “yanlış anlar” diye sustun.
Belki yüzüne bakıp “böyle hissettim” demek istedin, ama boğazında düğümlendi.
Belki de çok kırıldın, ama “onu kaybetmemek için” gülümsemeyi seçtin.

Ve sonra yalnız kaldığında, kendi kendine defalarca konuştun:
“Keşke söyleseydim…”
“Keşke saklamasaydım…”
“Keşke içimde kalmasaydı…”

Hani olur ya, gecenin bir vakti kafanda tartışmaları yeniden yaşarsın.
Aslında o sırada sen, sessizliğinin bedelini ödüyorsundur.

Sessizlikten Ses Çıkarmak
Unutma, sessizlik her zaman huzur değildir. Bazen bastırılmış bir çığlıktır. Ama senin o çığlığı duyurmaya hakkın var. Çünkü duygularının sesi, varlığının sesidir.

Bir gün, belki çok geç olmadan, o sustuğun şeyleri söylemek cesaretini bulursun. Kendine, bir başkasına, ya da sadece kağıda. Ama yeter ki içinden taşıp gitmesine izin ver.

Sıradaki Durak: Yalnızlık – Kalabalıkların İçindeki Sessizlik

Şimdi seni bir sonraki durağa davet ediyorum: Yalnızlık.
Ama bu kez sadece odanda tek başına oturmak değil; kalabalıkların ortasında bile hissettiğin, o derin ve görünmez yalnızlık.

Orada buluşacağız. Çünkü bazen en büyük sessizlik, yanında yüzlerce insan varken duyduğundur.

Yorum bırakın