İletişim – Konuşuyoruz Ama Duyulmuyoruz

Merhaba yeniden.
Bu sefer biraz daha içten konuşalım seninle. Başından beri okuyorsan farketmişsindir gitgide daha içten hale geliyoruz. Çünkü bu konu hepimizin kalbine dokunan bir yerden geçiyor.

Hani bazen biriyle konuşurken kelimeler boğazında takılır ya… Sanki karşındaki seni anlamak için değil, cevap vermek için dinliyordur. Ya da sen bir şey anlatırken, bir bakarsın konuyu değiştirmiştir. İşte o an… İçinden bir ses sessizce söylenir: “Anlatmanın ne anlamı var ki?”

Konuşmak Başka, Anlaşılmak Başka
Bir düşün. Kaç kere gerçekten anlaşıldığını hissettin? Kaç kere biri seni cümlelerinin arasından, suskunluğundan, bakışından okudu?

Biz konuşmayı biliyoruz, evet. Ama dinlemeyi unuttuk. Birbirimizi duymadan, anlamadan, sürekli bir “cevap verme” döngüsündeyiz. Sözler çarpışıyor ama ruhlar temas etmiyor. Ve sonunda herkes kendi yalnızlığına geri dönüyor.

“İnsan insana en çok, kelimeleriyle değil, kalbiyle dokunduğunda şifa olur. Ama çoğu zaman zihinlerimiz o kadar gürültülü ki, kalplerimizin fısıltısını duyamıyoruz.”

Bazı Sessizlikler, Sözlerden Daha Gürültülüdür. Bazen en çok sevdiğin insan bile seni duyamaz. Sen anlatırsın, o başını sallar ama gözleri bir başka yerde dolaşır. Sen kalbinden dökülen bir parçayı uzatırsın,
ama o bunu bir “detay” sanır.

O an anlıyorsun: İletişim, sadece kelimelerle kurulmaz.
Birinin seni dinlerken yüzünde beliren o anlayış ifadesi, gözlerindeki “ben seni anlıyorum” bakışı… İşte o anlarda kuruluyor gerçek bağ. Ama artık o bakışlar da azaldı, değil mi?

Duyulmadığında İçine Dönersin

Bir süre sonra anlatmaktan vazgeçiyorsun. “Zaten anlamıyorlar” diyorsun. Susmak kolay geliyor. Ama her susuş biraz daha uzaklaştırıyor seni, hem onlardan hem kendinden.

Biriken kelimeler içini daraltıyor. Bazen bir şarkı duyuyorsun, tam seni anlatıyor, ama paylaşmıyorsun. Çünkü o da “anlamaz” diye düşünüyorsun. Ve o anda farkında olmadan iletişimi tamamen içine yöneltiyorsun. Artık konuşmalarını sessizce kendi içinde yapıyorsun.

İletişim Bir Yansıma Gibidir

Ne kadar açık olursan ol, karşındaki sadece anlamak istediği kadarını duyar. Senin “sadece biraz ilgi” diye attığın sinyali, belki “drama” sanır.
Senin “yardım et” bakışını, “naz yapıyor” diye yorumlar. Ama işte burada durup şunu fark etmek gerek: İletişim, sadece “anlaşılmak” değil, aynı zamanda kendini anlatabilmektir.

Bazen karşındaki seni duymayabilir, ama sen yine de içindekini dürüstçe söyle. Çünkü bastırılan kelimeler, zamanla ağır duygulara dönüşür.

Gerçek İletişim, Cesaret İster

Birini gerçekten duymak için egonu susturman gerekir. Sadece “cevap” hazırlamak yerine, o anda kalmak gerekir. Sadece “dinlemek” değil, hissetmek. Ve bu da cesaret ister. Çünkü biriyle gerçekten bağ kurduğunda, kendini de açık edersin. Savunmasız kalırsın. Ama o savunmasızlık, bağın gerçek olduğunu gösterir.

Biraz Daha Bizden…

Bir düşün. Kaç kere birine “iyiyim” dedin, aslında hiç iyi değilken?
Kaç kere biri “bir şeyin var mı?” diye sorduğunda,
“Yok, ne olsun?” deyip geçtin?

Bunu hepimiz yaptık. Çünkü bazen, anlatmaya enerjimiz kalmaz.
Bazen “nasılsın?” sorusunun bile gerçekten sorulmadığını biliriz. Ve bu yüzden, en çok konuştuğumuz çağda en az anlaşılır olduk.

Duyulmak İçin Değil, Gerçek Olmak İçin Konuş

İletişimin amacı anlaşılmak değil, gerçek olmak olmalı.
Birini dinlerken onunla “olmak”, kendini anlatırken samimi kalmak.

Çünkü bazen senin “küçücük” sandığın bir cümle, birinin içinde yıllardır bekleyen bir kapıyı aralayabilir. Ve bazen bir bakış, “Ben seni duyuyorum” demenin en sessiz ama en güçlü yoludur.

Sıradaki Durak: Maskeler – Göründüğümüz Kişiyle, Olduğumuz Kişi Arasındaki Mesafe

Bir sonraki yazıda, neden bazen olduğumuz kişiyle göründüğümüz kişi farklı?
Neden kendimizi bile kandırıyoruz?
Neden “ben buyum” diyemiyoruz?

Maskeleri konuşacağız.
Toplumun, ailenin, sosyal çevrenin bize biçtiği rolleri.
Ve o rollerin altındaki, sessizce nefes alan gerçek “ben”i.

Çünkü belki de en zor iletişim, kendimizle olan.

Yorum bırakın